ÇİRKİNE DAHA UZAKTIR ÖLÜM
Batıl inanç: Bir evin çatısına bir baykuş konmuşsa bu, o evden üç vakte kadar bir cenaze çıkacağı anlamına gelir.
Bilim: Batıl inançlar kabul edilemez. Hepsi birer saçmalıktır.
Karşı tez: Dedem kalp krizinden ölmeden önce onun bir odalı gecekondusunun çatısında bir baykuş görmüştüm
-I-
Salondan sesler geliyor. Dayanamıyor dikkat kesiliyorum ve yine evde zemheri yaratan sohbetlerden biri yapılıyor. İnsanların konuşmaktan sıkılmadığı, konuştukça yaramızı tazelediği, misafirlerimizin bize teselli vermek niyetiyle yaptığı varsayılan ziyaretlerini gölgeleyen, iblisin amacına hizmet etmesi sebebiyle de olsa anlamlı olan – keşke anlamsız konuşsalar -, zehirli, kelimeler bütünü bu sohbet; kulak zarıma eziyet ediyor. ‘Yazık’ diyorlar ‘kızcağız da – bir adım var benim- olaydan sonra böyle oldu.’ Deliyim ben – onlara göre- delilerin adını anmaz bunlar. Konuşma sürüyor ve ben o kelimenin karşılığı olan şeyleri hafızama kazıyorum. Onların ‘güzel’ dediği ya da güzelliğini ima ettiği her şeyi ekliyorum listeme:
Hakan Bey’in bilmem kaç yüz milyara aldığı yeni arabasını, Lalezar Abla’nın öve öve bitiremediği güzel kedisini, Gürcan Ağabey’in beş yaşındaki, mavi gözlü ve dünyalar güzeli kızı Büşra’yı ve güzellikten nasibini almış canlı cansız, duran ya da yürüyen, büyük ya da küçük her şeyi istisnasız kaydediyorum.
‘Mahallemizde bir lanet dolaşıyor’ diyorlar başka bir sohbette. Yeni haberler topluca tartışılıyor. Konuşacak daha önemli bir olguları olmadığından mı bilinmez. Mahallenin sesli gazetesi yazılıyor boşluğa, boşlukta kaybolacak her şey ama yazmayı çok seviyorlar bu gazeteyi. Nefes alan, konuşan, çay içen, bisküvi yiyen, küf kokan bir gazete bu. Gazeteye manşeti atıyor tükürük saçan bir ağız: Hakan Bey’in – kendisinin bey sıfatını hak etmek için sadece takım elbise giymesi ve bir bankada müdür olması yeterli onlar için- güzel arabasını boydan boya çizmişler ve lastiklerini kesmişler. Haberler devam ediyor:
Lalezar Abla’nın kedisine bir şey olmuş ve (Ayağımda botlarım vardı koşup kedinin karnına tekme attığımda) kaburgaları kırılıp iç organları zarar görmüş. Çok üzülmüş Lalezar Abla. Ona geçmiş olsuna gitmişler. Güzel kedi iyiymiş şimdi. (Dokuz canlı lanet hayvan. Lanet kedinin hızına yetişebilsem daha çok üzecektim Lalezar Abla’yı) Büşra’yı dövdüğüm de haber konusu. Beş yaşındaki kızdan ne istemişim. ‘Küfür etti arkadaşına. Ben de ders alsın istedim ’ dedim. Güzel kızcağız sadece bakkalın kapısından çıkmaktaydı ve ben de bakkala girmekteydim; çarpıştık. Yere düşüyordu sıkıca kolundan kavradığımda ve ona şu an hatırlamadım sözcüklerle bağırıp şaşkın yüzünü tokatladığımda. Bana çarpmasa da bir bahanesini bulup zarar verecektim ona.
Bugün yarının haberini elimde tutuyorum. Gazetedekiler bunu şimdi öğrense manşet belki de değişirdi. Annemin benle yaptığı konuşmayı saatlerdir tekrar dinletiyor zihnim bana. ‘Kızım’ dedi ‘Artık yeter eve kapatma kendini. Sen çok güzel bir çocuksun (On dokuz yaşında da olsam hala çocuğum). Hayat devam etmeli.’ O cümle tüm gün ensemdeydi, ‘sen çok güzel bir çocuksun’, gene o kelime ‘Güzel’ ama bu kez ‘çok.’ İşte o karanlık his oturuyor yine enseme, her geçen saatte omurlarımdan birine demir bir iğne çakılıyor. Şimdi acımı dindirme vakti. Bir jiletle birkaç kesik atacağım kollarıma, çünkü güzel bir çocuğum ve de sağ ayak başparmağımın tırnağını çekeceğim ki bu da güzelliğimin çokluğundan.
-II-
Her şey onun ölümüyle başladı. Bedensel olarak dışarı itildi dünyadan. Ela gözlerinde baharın buğusunu taşırdı o. Her neyse beni yoran, üzen, yıpratan, acıtan hepsinin yok edicisiydi benim güzeller güzeli kız kardeşim. Hayatımdaki en güzel şeydi ve onu çaldılar benden. Hayat ve sekizde sekiz suçlu bulunan şoför. Tünel çıkışı birden parlayıvermiş güneş. Görme yetisine saldırmış şoförün. Kaybedilen kontrol. Karşı şeride girdiğini, karşısından bir araba geldiğini, arabaya çarpmak üzere olduğunu, servis aracının hız göstergesinde tahminen yüz otuz yazdığını görecek yeteneğini elinden almış güneş. Karşı şerit, karşısından gelen bir araba… Hayat bana karşıydı o her şeyi yitirdiğim anda. Sonra bir haber oldu her şey kolayca söylenen. ‘Yedi yaralı, bir ölü’ diye kolayca çıkıverdi spikerin ağzından. Benim kalbimin sıkıştığı o an spiker gülümseyerek sıradaki haberi sunmaya başladı. Ankara’da hayvanat bahçesine yeni gelen bir maymunun haberiydi bu. Güzelliği ve beyaz rengiyle görenleri büyüleyen maymuna ilgi çok yoğunmuş. Görmek isteyenler Ankara’daki hayvanat bahçesine gidip görebilirlermiş. Kalbim sıkıştı iyice. Bayılmışım. Doktorla annemi konuşurlarken gördüm ilk gözümü açtığımda. Uyuduğumu sanıyorlardı sanırım.
‘Kalp krizi geçirme riski yüksek’
‘Kız kardeşini kaybettik doktor. Büyük bir parçamızı gömdük toprağa. Günde üç paket sigara içiyor kızım.’
‘Kalbinin durumu iyi değil, daha dikkatli yaşamalı. Sigarayı bırakmalı. Bu şekilde hayatı uzun olmayacaktır bilmelisiniz.’
…
‘Bırakmayın kendinizi. Kızınızı psikiyatriye sevk edeceğim.’
‘Elimde değil doktor bey. Bir yavrumu daha on beş yaşında kaybettim.’
‘ Açıkçası ikincisi de kendini öldürmeye kararlı görünüyor! Sigara içmesi, üstelik bu denli fazla içmesi yeni bir kalp krizinin davetçisi olacaktır. Bu olursa onu kurtarmamız mucize olur Hiç olmazsa şu ilaçları düzenli kullansın. Bu ilaçlar onu birkaç ay ayakta tutacaktır. Daha sonrasında psikolojisinin düzelmesine bağlı her şey.’
‘…’
Çenemi tutamayıp araya giriyorum. ‘Boşuna uğraşma doktor kendimde olsam sana bile gelmezdim’ diyorum ve ‘Böyle yapma güzel kızım’ cevabını alıyorum doktordan. Bu, bugün daha çok sigara ve yeni kesikler anlamına geliyor. Kalbim gene ağrıyor. Lanet doktor ilaçları anneme verdi. Dünyadaki tek zaafım olan anneme. Bu ilaçları annemin elleriyle bana getirmesi ve onları içmem demek. Her gün ilaçları aldıktan sonra kusmak yöntemini kullanacağım. Bu iğrenç yöntem ömrümü uzatmak fikrinden çok daha sevimli.
Anneme Ankara’ya gitmek istediğimi söylüyorum. ‘Orda kuzenlerle birkaç gün dolaşırım.’ diye de ekliyorum. Kafam dağılır, biraz kendime gelirim diye düşünüyor sanırım. Sevinerek ama sevincini sadece ses tonuyla göstererek ‘Git tabi kızım’ diyor. Sabah ayazında iniyorum otogara. Dünyanın herhangi bir yeri gibi Ankara da kasvetli ve çirkin. Dünyanın her neresinde olursam olayım oradan nefret ediyorum. Nerede olduğumun hiç bir önemi de yok. Benim sahip olduğum tüm güzellik çalındı benden. Her katresi zemzem suyunda yıkansa gene de kirli kalacak dünya. Kuzenler sırıtkan ifadeleriyle karşılıyorlar beni. Ertesi gün hayvanat bahçesine gitmek istediğimi söylüyorum. Güzel, beyaz maymunun kafesinin önüne geliyoruz. ‘Şanslısın’ diyor kuzenim ‘biz geldiğimizde camlı odada duruyordu.’ Tüm seslerin sustuğu büyülü bir an bu. Kafamın içinde güzel maymunla konuşmaya başlıyorum: ‘Bana bak güzel maymuncuk, spiker seni çok seviyor. Bana bak. Bak sana sonsuzluk taşıdım heybemde. Karnın aç mı?’ Hayvanların sezgileri kuvvetli olur. Belediye köpeklere zehirli yemekleri verdiğinde onların sezgilerini yok eden şey açlık mıydı? Ya yemezse aptal maymun sonsuzluğu şırınga ettiğim meyveleri? Şımarık hayvan sevinçli sevinçli ne bulsa yiyor. Elimdeki muzu görünce gözümün içine bakıyor sevimli bir ifadeyle ve ona fırlattığım muzu hemen bitiriveriyor. Kuzenlere timsahları görmek istediğimi söylüyorum. Kimsenin başka bir hayvana daha güzel dediğini duymamak adına timsahların donukluğuna doğru yola çıkıyorum. Yarım saat sonra da ayrılıyoruz hayvanat bahçesinden. Ertesi güne bilet alıyorum kalmam için yapılan ısrarlara aldırmadan. Burada işim bitti.
Akşam haberlerini benim istediğim kanalda izliyoruz. İşte yine o spiker. Gene o duygularını gizleyen robot kadın maskesinin altında; güzel, beyaz maymunun gıda zehirlenmesinden öldüğü haberini sunuyor. Zevk mi duyuyorum? Hayır. Üzgün müyüm? Asla. Sadece böyle olması gerekiyordu. O maymun, spikerin ısrarla vurguladığı ‘güzel’ sıfatına sahipti. Haberler dünyada kötülüğün hızla arttığını gösteren delillerle devam ediyor. Doğan çocukların çoğunluğunun kız olduğu ve erkek neslinin tükenmekte olduğu haberi kuzenlerime kahkaha dolu saatler sunuyor. Gülmeyen tek bir yüz var benim yüzüm. Ölü yüzümü gözyaşlarıyla dolu bir törenle, ertesi gün hortlamamasını ümit ederek yastığa gömüyorum.
-III-
Bu savaşı daha ne kadar sürdürebilirim. Karşımda beş milyar insanın içinden seçilmiş, bana bir şekilde temas eden, onlarca kişilik sağlıklı bir ordu var. Benimse kalbimin durumu ortada. Dün başka doktora daha gittik (tabiî ki annemin ısrarıyla) ve doktor iyiye dair hiçbir şey söylemedi. Daima gerçeği söyledikleri için doktorları seviyorum. Lanet okşayıcı sözler söyledikleri için de nefret ediyorum onlardan. Bugünkü doktor da bir çocukla konuşur gibi konuştu benimle. Her şeyi bildiğini, anladığını, tedavi edebileceğini, kardeşi ölmüş zavallı çocuk imajımın üzerine oynayarak da anemi tavlamayı başarabileceğini sanacak kadar ahmaktı ve durumumu çok daha beter hale getirdi. ‘Bak kızım’ dedi ‘ne kadar güzel bir annen var. Ona daha fazla acı çektirme. Topla kendini.’ Anneme bakıp gülümsediğinde annem ‘Çok güzel dediniz doktor bey. Her şey için sağ olun’ dedi. Ben öfkenin esiri değilim, yapacak işlerim var benim, bu nedenle fevri davranışlardan uzak durmalıyım. Sadece listeye eklerim; yakalanmadan işimi hallederim. Bu nedenle planlı olarak sürdürmeliyim savaşımı. ‘Çok güzel dediniz doktor bey.’ And olsun sesini söküp alacağım senden doktor.
İki büyük sorunum var şimdi: Birincisi en büyük zaafım olan anneme ‘ne kadar güzel bir annen var’ denmiş olması. İkincisi ise bir insanı nasıl susturacağımı, sesini nasıl yok edeceğimi bilememem. Aslında biliyorum ama gücüm yok gerekeni yapmaya. Keşke bir erkeğin gaddarlığı olsaydı bende. Kendimle konuşup duruyorum saatlerdir. Annemin zaten halimi gördükçe ızdırap çekiyor olması yatıştırmıyor içimdeki intikam Tanrıçasını. Bir yardımcı gerek bana. Yapamadığım işleri yapması ve ben gittiğimde savaşımı sürdürmesi için. Zayıflığımdan, zaaflarımdan ve güzel olan şeylerin çokluğundan iğreniyorum. Şeytan eğer yeryüzünde bir vücut daha istiyorsa, işte o benim. Benim için bir şey yap Şeytan, zayıflıklarımı yok et. Şu halime baksana sadece zarar verebiliyorum onlara. Hayatın yoldaşlarını öldürme yetisi ve kudreti yok bende. Bu savaşı adil kılalım ve hayatın tarzına uyalım. Tıpkı kardeşimi öldürdüğü gibi öldürelim onları. Beyaz maymunu öldürdüğüm gibi.
-IV-
O geleli üç gün oldu. Onu benden başka ne gören ne duyan var. Nemesis; intikam kraliçesi. Kadim kralın yegane kraliçesi. Uzun siyah eteğini yere sürüyerek geliyor, ‘duyuyorum seni’ diyor. Geceyi kanat sesleri kaplıyor. Kanat sesleri, kraliçemin gücü ve ihtişamı beni korkutuyor. ‘Korkma’ diyor ‘baykuşlar, bize ait’ Karanlığın içinde kanat çırpan baykuşlar yalnızca Nemesis’e ve bana görünüyorlar. Baykuşların parlak, kırmızı gözlerini takip ediyorum. Baykuş kimin başına konarsa o kişi ‘işaretli kişi’ olarak adlandırılıyor. Kraliçem sol yanımda yürüyor, yüreğimi ve beynimi susturuyor. Sessizlikte kulak zarımı fısıltıları titretiyor. Duyduğum kelimelerle istediğim güç bedenimi kaplıyor, zaaflarımı yok ediyor kraliçem, kalbim ritmini buluyor…
Hemen işe koyuluyoruz. ‘İşaretli kişi’yi takip ediyoruz. ‘Otoparkta yapacağız’ diyor. En doğal halimle yaklaşıyorum doktora. Onu durdurup konuşuyorum. Gülümsüyor. Ve ben ona göstermeden bıçağımı çıkarıyorum. Beklenmedik bir şey oluyor. Annemin sesi duyuluyor. ‘Başka bir şey unutmadığına eminsin değil mi hayatım’ diyor. Annem beni görüyor ve doktorun arabasından iniyor. Adi doktor annemi tavlamış. Kraliçeye bakıyorum. Gözlerimden geçeni okuyor. Bir baykuş daha beliriyor. Etrafımızda dolaşıyor, kanat sesleri duyuluyor ve kanat sesleri yok oluyor. Baykuş annemin tepesine konuyor. Haykırıyorum: ‘Lanet olsun anne! Senin ne işin var burada.’ Yüzüme bakıyor ve ‘Şey, şey… Senin durumunu konuşuyorduk, kızım’ diyor kekeleyerek. Kraliçem bıçağıma kuvvet veriyor. Doktorun cansız bedeni yere düştüğünde annemin gözlerinin içine bakıyorum. Donmuş bir kadın görüyorum, şokta ve korkmuş. Baykuş gülümsüyor ve kraliçem bıçağıma kuvvet veriyor. Annem yere düşüyor ve son kez gözlerini kırpıyor. Tanıdık olmayan birer duygu yuvarlanıyor cesetlerden. Nemesis onları toplayıp bana sunuyor. Savaşa başladığım ilk günden bu yana ilk kez haz duyuyorum. Derin bir keyif kaplıyor ruhumu. Karanlıkta yürümeye başlıyoruz. O gülümsüyor, gözlerimin içine bakıyor ve fısıldıyor:
-‘Görüyorsun ya kraliçen, Tanrı gibi değildir. Çağırdığında hemen ulaşır ve yardımını esirgemez.’
-‘Peki, neden bana yardım ediyor?’
-‘Çünkü hayatın sana yaptığı gibi Tanrı da ona haksızlık yaptı. Sen onun intikamısın.’
-V-
O geleli üç gün oldu. Onu benden başka ne gören ne duyan var. Kalbimin içinde süzülüyor onun kelebekleri ve listemdeki bedenlerden işaretleri siliyorlar. Kelebeklerin parlak, beyaz kanatlarını takip ediyorum. O yüreğimde dolaşıyor, şeytanı ve yardımcısını susturuyor. Sessizlikte onun fısıltıları duyuluyor. Duymam gerekenler fısıldandıktan sonra bana istediğim gücü veriyor ve zaaflarımı yok ediyor. ‘Uyu’ diyor.’ Yüzümü okşuyor; hissediyorum. Beynim bu hisle doluyor. ‘Kardeşim, iyi ki geri döndün’ diyorum. Gülümsüyor ve elimi tutuyor.
Uykumdan bir el silah sesiyle uyanıyorum. Gözlerimi açamıyorum. Sesler, bir duyulup bir yok olsa da biliyorum. Dedem geldi. Bu onun meşhur av tüfeğinin sesi. Hastanenin tepesinde kap kara bir baykuş görmüş. Onu vurmuş dedem. ‘Helal dede’ diyorum gülerek. ‘Sen ölmeden önce senin bir odalı gecekondunun çatısında bir baykuş görmüştüm. O zaman onu öldürmem gerektiğini bilmiyordum.’ Dedem yanıma gelmiyor. Elimi tutmuyor ve muhtemelen şu an dönüş yolunda. Dedem bana küsmüş olamaz. ‘Beni anla dede. Amacım adaleti sağlamak. Kardeşim için savaşıyorum dede.’
Bir çocuk doğuruyorum. Doğar doğmaz gırtlağıma yapışıyor. Pişmanlık; nefes almamı engelliyor. ‘Bir daha asla kız kardeşini göremeyeceksin. Sen bir günahkarsın’ diyor. ‘Kardeşin cennette, sen oraya çok uzaksın.’ (Hiç olmazsa bir kez anne dese çocuğum.) Boğuluyor olmak iğrenç bir his. Nemesis araya giriyor. Kahkahalarla gülüyor. ‘Hayır, yalan söylüyorsun…’ diyor. Onları susturuyorum. ‘Sözcükler umurumda değil kraliçem. Bu tartışma umurumda değil anlıyor musun? Benim tek amacım savaşımı kazanmak. Yanımda ol yeter. Zavallılara cevap verip yorulmana değmez.’ Gülümsüyor, gözlerimi okuyor. Bir baykuş başımızın üzerine uçuyor. Baykuşumuz bana doğduğu anda ihanet eden çocuğumun tepesine konduğunda, tereddüt etmeden öldürüyorum çocuğumu. Pişmanlık zayıflıktır, zayıflar kaybedenlerdir. Sen gelmeden önce bir hiçtim. Zırvaları bir kenara bırakma ve yapmakta olduğumuz işi yapmaya devam etme vaktidir şimdi. İşaretli olanlar söndükçe duyduğum haz daha da derine iniyor. Sen kalbimi iyileştirmekte olan Kraliçem; sana and olsun kalbim durana dek devam edeceğim. Savaşı kazanmak için gerekirse sonsuza dek savaşmaya hazırım.
-VI-
Kimsenin size güzel demeyeceği kadar çirkin biriyseniz kendi adınıza korkmayın. Bizim savaşımız hayatın güzel yanıyla. Güzel olanlara da birkaç duyurum var: Mutlaka tanışacağız. Bizim gözümüze gizli yoktur. Bizden kaçış yoktur. Ha bir de Nemesis’in bıçağıma güç verdiğini fark etmeyeceksiniz bile, hatta son kez gülümseyeceksiniz, geride yapılacak bir sürü iş bırakacaksınız, mutlu olarak değil ama güzel olarak öleceksiniz. Her şey bir anda olup bitecek. Canınız acımayacak. Adalet boynunuzu kestiğinde sadece bir iğne batması hissedeceksiniz. Baykuşları görebilenlere gelince; onlar bizim yardımcımız olarak seçtiğimiz kişilerdir. Bir gün mutlaka bize katılacaklar.
Ne zaman işaretli bir kişi nalları dikse hayat derin bir iç çeker. O an hayat, bir çocuk daha doğurur. Ben bir kez daha doğmuşumdur ve hayat bir nefes daha yitirmiştir.
Ali EROĞLU

0 yorum:
Yorum Gönder